Her ne kadar, her din; öteki dinleri eskimiş ve öteki dinlerin Kutsal Kitap’larının değiştirilmiş olduğunu ileri sürüp kendisini en doğrusu olarak ileri sürüp gösterse de bilimin ve bilimsel mantığın elinden bir şey kurtulmaz ki o bilimsel mantık, içini açıp bakamadığı beyini bile mantıkla çözebilmiştir, şimdiki teknolojik olanaklardan çok önceleri… Buna "kapalı kutunun incelenmesi’’ yöntemi denir. Yani içini görmediğimiz, göremeyeceğimiz bir şeyin içini nasıl bilebiliriz, sorusu üzerine kurulu bir mantık bu. Yani bilemeyeceğimiz bir şey olamaz, mantığı üzerine kurulu bir mantık. Demokraside çare(çözüm) bitmez, sözü gerçekte"Bilim de çözüm bitmez" yönteminin bir açılımıdır. Dinler gözle değil hep kulakla öğretilmiş ve öğrenilmiştir yani din, göze değil kulağa seslenir(hitap eder), bu nedenle kulaktan dolma bir öğrenim sürecidir. Dinlerde göz, ancak ibret içindir, ibretlik şeyleri görmesi ve insanı dinsel hizaya(sıraya) sokması için bir ceza(infaz) iletişim aracıdır. Bu nedenle dinler, kendilerini kanıtlamaktan özenle kaçınmışlar ve yalnızca boyun eğmeyi yöntem yapmışlardır. Dinler çağımızda, kendilerini kanıtlamaya çalışıyor gibi görünseler de gerçekte yaptıkları ve istedikleri, kendilerini kanıtlamak değil kanıt diye öne sürdükleri şeylere inanılması zorlamasıdır, diktatörlüğüdür.
Ben hemen hemen her dini yıllarca, içten bir müridi gibi inceledim; saldırma niyetli biri olarak değil, dıştan biri olarak değil. Bu nedenle dinlilerden de , dinsizlerden de farklı ve üstün özellikler edindim. O nedenle ki yani içtenliğim ve dürüstlüğümden ve bilgililiğimden dolayı her dinli, beni kendi dininden sanır. Gerçekten de ben insanların ve insanlığın kötülüğü için değil iyiliği için; bir parti ya da çıkar kümesi için değil bilimsel ve onurlu bir insanlık için didinen biriyim.
İslamiyet içeriği, özü, amacı gereği; vatan içermez. İslamiyet’in son amacı, ahirette cennetde bir yer edinebilmektir. Yani İslamiyet için zaten bu dünyanın tümü bile önemsiz, değersiz ve anlamsızdır, kaldı ki sınırlı bir parçası çok değerli, önemli anlamlı olsun.
Bu nedenle gerçekte Osmanlı İmparatorluğu da vatan kavramı üzerine değil İslamiyet Dini’nden olduğu için, şeriat kavramı üzerine kuruludur. O yüzden ki başka devletlerin, öteki hakların topraklarına göz dikmekte bir sorun görmemiştir. Çünkü kendi vatanına (yurduna) saygın olmazsa, başkalarının vatanlarına (yurtlarına) da saygın olmaz. Ama ilginç ki Osmanlı’yı İslamiyet üzerine kurulu gibi görmek de büyük bir yanlıştır çünkü Osmanlı, İslamiyet’le bağdaşmayan, çelişen şeyler üzerine kurulmuştur; harem, cariye, köle, anne-baba-çocuk-kardeş katilliği, işkence, insanlık dışı idam, gibi…Bu açıdan gerçekte Osmanlı, İslamiyet üzerine kurulu değilse, vatan üzerine kurulu olmalıdır ama baktığımızda Osmanlı vatan üzerine de kurulu değildir çünkü başkalarının vatanlarına göz dikmiştir. O zaman geriye, Osmanlı’nın temeli olarak tek şey kalıyor: Toprak ve zevk sahipliği… Yani İslamiyet’in hiç sevmediği, dünya malı tutkusu ve nefis tutkusu… Gerçekten de Muhammed’in yaşamına ve son yıllarına baktığımızda, büyük bir varsıllıktan büyük bir yoksulluğa geçiş görülmesine karşın Osmanlı’nın sonu ise büyük bir israf ve zevk düşkünlüğüne doğru gitmiştir ki Lale Devri( dönemi) bunun bir göstergesidir, açılımıdır. Nerede Muhammed, nerede padişahlar!
Vatanlara saygısızlık, işgal demek olan Osmanlı'nın Osmanlıcı'larının, yine vatanlara saygısı olmayan, işgalci, emperyalist, faşist, barbar, gerici, ilkel Avrupa Birliği ile yandaşlık, dostluk, yoldaşlık, uyum, katılışım içinde olmaları rastlantı değil zorunluluktur. Yani Türkiye Devleti'nin ve Türkiye'lilerin çıkarı, geleceği, insancalığı, bilimselliği, bağımsızlığı ve özgürlüğü Avrupa Birliği'ne karşı olmaktan geçer... Bu bilimsel ve insanca bir gerçektir.
Evet İslamiyet’de vatan yoktur, yalnızca ahiret, şeriat egemenliği, amacı, nedeni vardır. Her şey şeriat ve ahiret içindir İslamiyet’de.
Gelelim Yahudilik’e… Yahudilik; Musa’nın önce dünyada bir yurt edinmesini, sonra da tüm dünyayı Yahudi Yurdu yapması amacı üzerine kuruludur. Yani Yahudiliğin, Musa’nın tek sorunu, bu dünyada yurt edinmek ve bu dünyayı Yahudi Yurdu yapmaktır. Bu nedenle Yahudilik’de cennet, cehennem, ahiret gibi kavramlar ve amaçlar yoktur. Zaten Tevrat’a göre Yaratıcı, Adem ve Havva’yı, yanında bir süre yaşayıp sonra da ölsünler diye yaratmıştır yani ölümsüz yaratmamıştır. Adem ile Havva; Sonsuz Yaşam ağacının meyvesinden yiyip ölümsüzlüğü seçmek istedikleri için Yaratıcı tarafından dünyaya kovulmuşlar ve ölümlü olmaları sağlanmıştır. İsa ise, insanların, eski ölümsüzlüklerine yani Yaratıcı’nın yanına gidip yaşamasını sağlamak için Yaratıcı ile pazarlık yapmıştır, Hristiyan İnancı’na göre. Ama tevrat1a göre zaten Yaratıcı, Adem ile Havva’ yı ölsünler diye yaratmıştır, ölümsüz olarak değil.
Ahiret, cennet, cehennem, insan ruhunu ve kişiliğini kurtarma, erdemli insan yaratma amacı değil de bu dünyada yurt edinme ve bu dünyayı Yahudi Yurdu edinme, bu dünyayı ne olursa olsun ele geçirme amaçlı Yahudilik Dini, en tehlikeli, en insanlık dışı, en acımasız dindir. Her ülkede yasaklanmalı, insanlık suçu sayılmalıdır. Yahudiler’in gizli din kitabı Talmud ise çok daha vahşi, acımasız buyruklar ve amaçlar içerir…
Evet, dinler kulakla öğrenilir ve öğretilir; bu nedenle de kulaktan dolma olurlar. Dinlilere dinlerini doğru biçimde anlatacak, açıklayacak olanlar da ne yazık ki bu yüzden dinliler değil dinsizler olacaktır. Yani çözüm, dinsizlerin dinleri öğrenmelidir ve öğretmeleridir; ‘’Din halkın afyonudur’’ deyip dinden uzak durmak, dine düşman olmak değil. Yoksa dinsizler, bindiği dalı kesen oduncunun durumuna düşerler… Zaten bundan da pek farkları kalmadı bu yüzden.
Akp Hükümeti’ne baktığımızda da İslamiyet değil Osmanlı’yı görürüz ilginç ki çünkü bu hükümet, İslamiyet’de yasak olan zina, eşcinsellik, eş cinsel evlilik, fahişelik gibi yasak ne varsa tümüne yasallık vermiştir, Hıristiyan Avrupa Birliği’ne girebilmek için; Hıristiyan Avrupa Birliği’nin buyruğu ile. Yani bence bu hükümet; İslamiyet peşinde değil Osmanlı, Osmanlılık, Osmanlıcılık peşindedir. Bu yönüyle de vatan(yurt) kavramını dışlayacaktır ama ahiret, cennet, cennet kavramlarıyla da İslamiyet içine girip, Yahudilik’ten de farklılık içerecektir. İşin gerçeği, bu hükümet; İslamiyetçilik’ten çok Osmanlıcılık içindedir ki bu da Cumhuriyet’le, demokrasi ile , laiklikle, Atatürk ile , Türklük’le, Türkiye Devleti ile çatışmasını getirecek, yaratacaktır kaçınılmaz olarak. Gerçekte bu hükümet; Cumhuriyet’le bir hesaplaşmanın ürünü olmaktan çok, Cumhuriyet’in Osmanlı ve İslamiyet ile kesin hesaplaşmamış olmasının ürünüdür bu nedenle bence. Cumhuriyet’in, Türk’ün, Türklüğün, Türkiye’nin, bilimin, demokrasinin, laikliğin bu kesin hesaplaşması, gerekirse demokrasi bile bir yana bırakılıp kesinlikle ve açıkça yapılmak zorundadır; bu hesaplaşma geciktikçe, örtüldükçe yara kangrene dönüşecektir ve bırakın Osmanlı’laşmayı, Türkiye bile elden gidebilecektir, vatan kavramı dışlanıp ümmet, ahiret, cennet, cennet, şeriat kavramlarına dönüleceği için.
Çağ, dinlilerin çağı değil; dinleri, dinlilerden çok iyi bilen dinsizlerin çağı olacaktır. İnsanlığın kurtuluşu, çözümü de bunun başarılmasını koşul sayar. Yoksa her şey boşunadır, kendini tatmindir.
Tüm dinsizleri, yurt severleri, milliyetçileri, komünistleri, bilimcileri, demokratları, aydınları; dinleri ve kutsal kitaplarını incelemeye, araştırmaya ve yorumlamaya çağırıyorum. Nasıl ki doktora ayıp olmaz, bilimde de kin olmaz. Kaplar birleşmeden basıncı çoğalmaz…
Zaman hesaplaşma zamanı ise hesaplaşılmalıdır ve bu eski hesap artık kesinlikle kapatılmalıdır. Başka yolu yok.
Ne mutlu TÜRK'üm diyene!
Yaşasın Atatürk!
Yaşasın bilim!
Yaşasın Türkiye, Türkiye'lilik ve Türklük!
Necdet Gürçiftçi
(Bir Türk bilgesi)
2010-şubat
27 Kasım 2009 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)